Mersin’i ilk kez ziyaret eden biri için en yaygın hata, şehri sadece sahil şeridinde gezmek. Oysa Mersin’in gerçek karakteri hem denizde hem dağda, hem antik kalıntılarda hem de çarşıların arasında saklı. Bir gün değil, en az üç gün ayırın; yoksa yarısını kaçırırsınız.
Kızkalesi: Denizin Ortasındaki Kale
Erdemli ilçesine bağlı Kızkalesi köyü, Mersin’in en çok fotoğraflanan noktasıdır — ve haklı bir nedeni vardır. Sahilin hemen 200 metre açığında, Roma dönemine ait iki kale durmaktadır: biri karada, biri denizde. Deniz kalesi Korykos adıyla da bilinir; kayıkla geçilir, yaklaşık 5-10 dakika sürer. Kara kalesi ise yürüyerek dolaşılabilir, içi tamamen açık. İki kale arasında yüzen ziyaretçileri sık görürsünüz. Temmuz-Ağustos’ta yer bulmak zorlaşır; Haziran başı veya Eylül sonu daha sakin ve fotografik açıdan daha güzel.
Cennet ve Cehennem Obruğu
Kızkalesi’nden yaklaşık 8 kilometre içeride, Narlıkuyu yolundaki Cennet Obruğu bölgeye özgü bir doğa olayının ürünü. Mersin’in kıyı kesimindeki kireçtaşı zemini, çökmelerle dev çukurlar oluşturmuş. Cennet Obruğu’na 452 basamak inen merdivenli patika var; dipte küçük bir kilise kalıntısı ve mağara bulunur. Yanındaki Cehennem Obruğu’na iniş yapılamaz, yalnızca kenarından izlenir. İkisini birden görmek için yarım gün yeterli. Narlıkuyu’da taze karides ve midye tavan fiyatı beklemiyorsanız, köydeki balıkçı restoranlarında öğle yemek fırsatı kaçırılmaz.
Tarsus: Tarihin İçinden Geçen Şehir
Mersin’e 30 kilometre mesafedeki Tarsus, çoğu ziyaretçinin gözden kaçırdığı bir ilçe. Ama burada gezilecek şey az değil: Kleopatra’nın Mark Antonius ile buluştuğu iddia edilen kapı (Kleopatra Kapısı), Roma dönemine ait açık hava mozaik alanı, Şelale (eski adıyla Tarsus Çağlayanı) ve Hz. Pavlus kilisesi kalıntıları tek bir günün içine sığar. Şelale yakınındaki küçük büfelerden Tarsus’a özgü tahin pekmezi hamuruyla yapılan kömbe tatlısını deneyin; Mersin merkezinde çok az yerde bulunur.
Mersin Kaleiçi ve Çarşı
Şehir merkezinde Kaleiçi semtinin eski dokusu hâlâ kısmen ayakta. Dar sokaklarda Osmanlı dönemi taş evleri, bazıları restorasyon beklerken bazıları küçük kahvelere dönüşmüş. Çarşı bölgesinde, özellikle Uray Caddesi çevresinde Mersin’e has bakkallar sıralanmış: cezerye, şekerpare, tahin pekmezi karışımı ve kurutulmuş meyveler standart süpermarketten farklı. Sabah 8-12 arası en hareketli zaman; öğleden sonra özellikle baharda kepenk kapatma alışkanlığı var.
Anamur Kalesi ve Anamuryum
Mersin’in en batı ilçesi Anamur, şehir merkezine yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta. Uzun ama karşılığını veriyor. Mamure Kalesi, Anamur kıyısındaki en sağlam korunmuş Orta Çağ surlarından biri: denize hemen yanaşmış, her yönünden kulelerle çevrili, içinde yürüyebilir ve çıkabilirsiniz. Birkaç kilometre batıda ise antik Anamuryum kenti var. Roma dönemine ait nekropol, hamam ve kilise kalıntıları arasında dolaşabilirsiniz; haşerat ve sıcağa karşı hazırlıklı gidin, ziyaretçi sayısı az olduğu için bakım sınırlı.
Silifke ve Uzuncaburç
Mersin’den doğuya değil batıya doğru ilerleyince Silifke ilçesi çıkar. Silifke Kalesi, tepe üzerinden Göksu Deltası’nı görmek için iyi bir bakış noktası. Ama asıl durak Uzuncaburç: yaklaşık 30 kilometre içeride, antik Diocaesarea kentinin kalıntıları. Zeus Olbios Tapınağı’nın Korint sütunları ayakta; çevre daha çok yerli ziyaretçi ağırlıklı, yabancı turist çok az. Yolda küçük bir köy market dışında hiçbir şey yok, yanınıza su ve atıştırmalık alın.
Ne Zaman Gitmelisiniz?
Mersin’in Akdeniz iklimi Nisan’dan Kasım’a kadar açık tutuyor gezilecek yerlerin çoğunu. Deniz tatili amaçlıysa Haziran-Eylül; antik alan ve doğa yürüyüşü amaçlıysa Nisan-Mayıs ya da Ekim çok daha konforlu. Temmuz-Ağustos’ta Kızkalesi ve Anamur çevresi kalabalık; erken rezervasyon ve sabah saatlerini tercih edin. İlkbaharda Narlıkuyu çevresindeki zeytinlikler çiçeklenirken sahil rotaları neredeyse boş kalır.



